Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 2250
2 İÇLİK 2210
3 EY TALİP 2199
4 GÖZ AĞRISI 2194
5 Satranç Dersleri 3 2167
6 Satranç Dersleri 6 2143
7 SATRANÇ DERSLERİ - 1 2110
8 Satranç Dersleri 4-5 2110
9 AMAROK 2063
10 Satranç Dersleri 8 2014
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 BAYRAM 0
2 Kemal Çiçek 192
3 BUGÜN 14 HAZİRAN 485
4 BAHŞI 793
5 HAVA-SIZLANMA 744
6 ÖLÇÜ-KADER 865
7 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 1108
8 ÇEVRE BENİM 1092
9 ÇEVRE ve ŞEHİR 1288
10 BAYRAMINIZ BAYRAM 1492
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 HAVA-SIZLANMA 748
2 İlhami Çiçek - Münze 585
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 585
2 HAVA-SIZLANMA 748
 
 
Kategori:  Mehmet Latif Çiçek  
  BUGÜN 14 HAZİRAN
 


            Şair İlhami Çiçek’in ölümünün üzerinden otuz dört yıl geçmiş, sanki dün gibi. Aile olarak yaşadığımız hüznü, şairin edebi vasiyeti olarak korurken, direncimizi besleyen şey, yine şairin kısacık ömründe yazdığı şiirlerde kimliğinin ipuçlarını keşfeden ve sahiplenen ülkemin güzel insanları gençler oldu. Başta Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere, yıllarca ülkemizin çeşitli üniversitelerinin gençlik kulüplerinin etkinlikleri kapsamında düzenlenen gecelerde şairin hayatı,  şiirleri seslendirildi, yâd edildi. Yazılı ve görsel medyada hakkında yazılar yazıldı. Şiirleri -çeşitli kuruluşların kültür faaliyeti olarak- takvimlere basıldı, kitapçıklarda kullanıldı, Süreli yayın organı, dergi ve gazetelerde adına özel sayılar çıkarıldı. Şiirleri –başta You Tube olmak üzere- sosyal paylaşım sitelerinde, müzik eşliğinde seslendirildi. En son Erzurum Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın Mehmet Sekmen beyin desteği, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Sayın Mehmet Emin Öz beyefendinin gayreti ile Erzurum’da İLHAMİ ÇİÇEK KÜTÜPHANESİ hizmete açıldı.  Bize intikal etmeyen benzeri etkinliklerle adı yaşatıldı, yaşatılıyor. Aile olarak bütün bu etkinliklerin çoğu bilgimize ve rızamıza dayanmadan gerçekleştirildi. Vefa denilen o güzel kavramın biz Muhammedilerin şiarı olduğunu gösteren bu yâd etmelere, kendisi hayatta olsaydı birilerinin hayatına dokunmaya vesile olan şiirlerinin gençler arasında paylaşılmasından memnuniyet duyardı anlayışıyla hareket ettik ve müdahil olmadık. Ancak ülkemizde sosyal medya üzerinde yeterli yaptırımın olmadığı, bir yanlış bilginin, aktarımın eskilerin deyimiyle galat-doğru zannedilen yalanlar-haline dönüştüğü de bir vakıadır. Bu durumu zaman zaman, çeşitli dergi ve gazetelerde benimle yapılan röportajlarda düzeltmeye çalıştım. Örneğin hastalığı konusu.  Geçen zaman içerisinde, hakkında eksik, yanlış ve üretilmiş bilgilerle edebiyat tarihine geçmesine,  adının, başta torunlarımız olmak üzere gelecek kuşaklara yanlış aktarılmasına engel olmak adına İLHAMİ ÇİÇEK KİTABI hazırlığına başladım. Çocukluğundan itibaren, içine doğduğu çevreden yola çıkarak mizacı, karakterini ördüğü coğrafya, eğitimi, şiire ilgisi, kitaplarla kurduğu bağ, çocukluğunda, yetişkinliğinde hayatının öncelikleri, insanları ve mülkiyet kavramını konumlandırması, iletişim dili vb.. bir çok şeyi okuyuculara aktarmak adına yazıyorum.  Yakın çevresinde olan insanlara bu çalışmamıza katkı sağlamaları için mektuplar gönderdim, telefonla ulaşabildiklerimle sözlü talebimi ilettim, yeterli katkı aldığımı söyleyemem, çünkü ölümünden önce birlikte olduğu yol arkadaşları EDEBİYAT DERGİSİ mensupları bile duyarsız kaldılar. Bu duyarsızlıklarının izahlarını kitapta vermeğe, bildiğim ve tanık olduğum olaylarla aktarmağa çalışıyorum.

            Ailemin yaşayan büyüklerinden hatıralar kaydediyorum, hakkında medyada, kayıtlara basılı veya görsel olarak geçmiş olanları toplamaya çalışıyorum. Bu uzun çalışmada tanık olduklarımdan yola çıkarak ben de oluşan kanaati şair şiirinde -ta o yıllarda bu mısraı yazdığında yirmi yedi yaşındaydı- dile getirmiş; “Azaldı halk içinde yüzdeki ben gibiler” içinde yaşadığımız dünyanın ve çevrenin insanlarını özetlemiş gibi. Geçen bunca yıl bize sanki bu sözün doğrulandığı ve insanın dünya ile sınandığında ben’ini saklama becerisini geliştirdiği zaman dilimidir.

            İnsan her yerde, bulunduğu şartlara, fıtratına, mizacına ve aldığı eğitime göre kendini, muhataplarını ve dünyayı yorumlar. Hayatı değil, dünyayı çok fazla ciddiye alanların varlıklarını çift kimlikli olarak sürdürmeleri, çelişkileri, açmazları, yeryüzündeki bütün düşünürlerin, yazarların, romancıların eserlerinin gerekçesi olmuştur. İlhami Çiçek’in itirazı da insanın ve gül’ün yeryüzündeki bu yanlış konumu üzerinedir. Duyargaları kapalı olanlara itirazı vardır. İnsan kendini keşfetmeden içinde yaşadığı dünyanın anaforlarında savrulmuştur. Şiirlerinde sıkça dile getirdiği ve kendisini hüzünle kuşatan budur.

            Bu konular hazırlamakta olduğumuz İLHAMİ ÇİÇEK KİTABI’nda ayrıntılı olarak yer alıyor.

          Ayrıca; Edebiyat Fakültesinde mezuniyet tezi olan “ERZURUMDA AHİLİK ve YAŞAYAN AHİ GELENEKLERİ" adlı kitabını Atatürk Üniversitesi eski Rektörü değerli insan Prof.Dr. Hikmet Koçak beyin desteği ile temin ettik ve basıma hazır hale getirdik, inşallah yılsonuna doğru basımını gerçekleştireceğiz. Şiirleri müstakil bir kitap olacak, İlhami Çiçek Kitabı hayat hikayesi ve bugüne kadar hakkında yazılanları kapsıyor.

            Muallim Naci’nin dediği gibi;

            İhtirâz-ı ta’neden kalmakdadır âhım nihân
            Bir hakîkat kalmasın âlemde 
Allahım nihân.               

           (Onun bunun diline dolanmaktan çekindiğim için hissiyatımı açığa vuramıyorum. Allahım! Hiçbir hakikat gizli kalmasın.)


                Sevgili ağabeyim;

            Bu dünyadan göçünü yüklemeden bir yıl önce, bir akşam vakti, Ankara, Kızılay’da, Yüksel caddesinde yürürken Celal Bayar’ın yüz yaşına bastığından bahisle ömür dediğimiz şeyin de bir kader meselesi olduğunu söylemiştin. Arkasından “ ben öyle bir ömür istemem Allah, adam gibi elli yıl dolu dolu ve onurumla yaşayacağım ömür versin yeter,” diye dua etmiştin. Rabbim dünya nimetine iltifat etmediğini gördü ve duanı işitti. Eve geldiğimizde her gece olduğu gibi çaydanlığı yanımıza alıp çayı sigarana katık yaparken, şehrin sessizliğe bürünmesiyle yazdığın şiirleri yayımlamadan önce benimle paylaşırdın. O gece bir milat olmuştu hayatında, bilemedim. Sabra ve Şatilla kamplarında Ariel Şaron kasabının emriyle, Lübnanlı Falanjistlerce katledilen masum Filistinli çocuklar ve kadınların feryat figanını, bu zulme karşı elinden bir şey gelemeyen halinle, öfkeni, kederinle kahrınla yoğurarak mısralara aktarmıştın. O güzel ve dokunaklı sesinle okurken beraber ağlamıştık. Senin o haline pek tanık olmamıştım. Demek ki yüzünü görmediğin, adını bilmediğin, belki hayatında hiç karşılaşmayacağın, sinesi dağlanan mazlumlara yapılan zulmü, Muhammedi bir yürek böyle hissettiğinde cümleler şiire dönüşüyordu.

            Gece yarısını geçmişti, sesler kesilmişti, senin olduğun yerde sükûnet olağan sayılırdı. Yer minderinde sırtını duvara yaslayarak sureye başlar gibi okudun;

 

            SESSİZ

            Her şey eninde sonunda sessizdir

            bir günün kırılganlığından

            kalan ve tekrar tekrar kırılan

            müteellim bir insan sesinin başlattığı

            ağlamanın kırı sessizdir.

            dalda

            yalnız ve dağılmış bir elma

            yalnız yapraklar örtmüyor onu

            gelen akşama

            geçen akşamın içlenmeleri dadanmış

            bu kahır sessizdir.

            içinin çıngarlarından yonttuğun

            asi bir at başı gibi rüyalarının ucunda

            umudun sessizdir.

            Filistinde akşamüstleri

            sessizlik bir file somun gibi.

            Kanaatimi sormuştun, boğazım düğümlendiği için bir şey diyememiştim. Mazlumların yalnız olmadıklarını elemle dillendirirken kendi yalnızlığını mısralarında fısıldadığın halde yakınındaki yol arkadaşların dahi anlamadı. Sen onlar için şiir sandığı idin. Dünyaya perva etmeyen Ebu Zerr Gıfari duruşunla dostların hakkında kimsenin olumsuz cümle kurmasına izin vermedin. Dünya nimetin, birileri hatırlatırsa birkaç lokma yemek, çay ve sigara idi. Mülkiyet kavramı nezdinde en itibarsız kavramdı. Maaşını -çoğunu- aldığının ilk günü Edebiyat Dergisi için harcar ve dergiye verdiğin desteğin yetersiz olduğuna hayıflanarak doldururdun o ayı. Varsın başkaları ne düşünürlerse düşünsün.

            Makamın cennet olsun.

  

 

 

 

 

 
  Ekleyen: Mehmet Latif Çiçek Okunma sayısı: 486
Bu döküman hakkında hiç yorum yazılmamış.
 

 
İstatistikler
Toplam Okunma: 137957
Toplam Üye: 32
Son üyemiz: Karangu
Online kişi: 7
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com