Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 2183
2 İÇLİK 2148
3 EY TALİP 2140
4 GÖZ AĞRISI 2140
5 Satranç Dersleri 3 2082
6 Satranç Dersleri 6 2058
7 SATRANÇ DERSLERİ - 1 2048
8 Satranç Dersleri 4-5 2032
9 AMAROK 2004
10 Satranç Dersleri 8 1918
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 BAYRAM 19
2 BAYRAM 0
3 Kemal Çiçek 104
4 BUGÜN 14 HAZİRAN 432
5 BAHŞI 705
6 HAVA-SIZLANMA 686
7 ÖLÇÜ-KADER 806
8 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 1060
9 ÇEVRE BENİM 1046
10 ÇEVRE ve ŞEHİR 1243
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 HAVA-SIZLANMA 678
2 İlhami Çiçek - Münze 511
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 511
2 HAVA-SIZLANMA 678
 
 
Kategori:  Mehmet Latif Çiçek  
  BAHŞI
 

Yazı serüvenine uzun bir zamandır, elde olmayan nedenlerle ara vermiştim. Yazma eyleminin aynı zamanda güzel insanların yüreğine sığınma isteği olduğunu insan çıplak yalnızlığa çarptığı zaman daha iyi fark ediyor. Bu fark edişin kişiye telkini şu; İnsan kendi gündemini, önceliklerini ve iç sesini başkalarının fayda gördüğü küçük beklentilere geçici olarak da olsa bırakmamalı. İnsan fıtratı, karşısındakinden sağladığı faydayı sürdürülebilir hale getirdiğinde sıradan bir durum gibi kanıksayıp olağanmış sayabiliyor. Sorunu giderildiğinde endişe ettiği konu-durum önemsizleşiyor. Hayatın zorluklarına karşı direncimizi artırmaya katkı sağlayan biri bir başka zorlukla karşılaşıncaya kadar vefasızlıktan muaf olamıyor. Oysa vefa bize has bir kavram, kadirbilirlik, insanlık ailesi içinde bizi özetleyen tek kelimelik bir cümledir. İnancımız kanaatimizin dayanağını, temelini oluşturuyor. Bir insan birinin derdine hasbi olarak çare olup, fayda sağlayıp, sinesinde güller açacak şekilde hayatına dokunuyorsa, yeryüzünün, gökyüzünün kayıtlarını tutanların tebessümüne mazhar oluyor demektir. Ancak insan ömrü sınırlı, hayatına dokunmak istediğiniz insan sayısı çok olduğunda yazar olarak bildiğinizi, deneyiminizi, birikiminizi hamule haline getirip, muhatap olmak isteyenlere aktarabilir ve kalıcı kılabilirsiniz. Hepimiz sonuçta bir ömür yaşıyoruz. İçini iyi niyetimize göre, verdiğimiz mücadele ile doldurmak ve güzel sonuçlarından etrafımızı sebeplendirmek, olumsuzluğundan da payımıza düşen dersi çıkarmak için gayret gösteriyoruz. Aydın-yazar bunu ancak yazarak, okuyucuya aktararak gerçekleştirilebiliyor. Okuyan için öğrenmek, düşünmek ve bellek makarasına sardıklarını karşılaşacağı sorunlarda çözüm için çağırmak yazarın umduğu, beklediğidir ama sorumluluğunun dışında bir haldir.

Yazma eylemi dünyadaki diğer meşgaleler gibi kamusal değil, özel bir alan. Başta yazarın sorumluluk duygusu, hanesinin ve geçimini temin ettiği işin çok ötesinde, yeryüzünü kapsayacak büyüklüktedir. Adını bilmediği, yüzünü görmediği, nefes alıp veren, başta insan olmak üzere her canlı, yazar için süregelen, süre giden hayatın mütemmim cüzüdür. Karıncayı dert etmeyen insanlar için yeryüzünün talan ve tahrip edilmesini Bahşı* lar gibi insanlığa anlatır, hatırlatır. Minare olur, avaz olur, kubbe olur, kervansaray olur, Kabenin duvarında yedi askı-muallakat-i seb’a olur. Onun için her hayat; içinde hüznün, biçareliğin, umudun, coşkunun ve sevincin toplamı bir hikâyedir. Kültür dediğimiz şey bu hikayelerden süzülen ve kuşaktan kuşağa müzik, şiir, mimari olarak aydın-yazarın aktardığı külliyattır. Bir anlamda insanlık tarihinin kesintisizliğine payınca katkı sunan aydın bu yüzden çağının tanığıdır. Bu tanıklık bazıları için vehim veya iyimser bir ifadeyle abartı olarak görülebilir. Her gün dünyayı kuşanmış, insana ve insanlığa dair kaygıları, hüznü, umutları, coşkuları, telaş ve heyecanla, sükûnet suretinde, zihin dünyasında yaşayanların yaşadıklarını tarihe not düşmek adına kayda geçirme eylemi olağan sayılmamalı. Hayatını olağan bir tempoda geçiren insanlar için yazma eylemi pek kolay sanılan bir iştir, oysa hiç de öyle değil. Gelin bu durumu örnekle açıklayalım. Günlük konuşmalarımızda kurduğumuz cümlelere yüz ve beden dilimiz eşlik ettiği için dilbilgisi kurallarına fazla riayet etmeyiz. Dinleyenler için belirlediğiniz konu-olay-ayrıntılandırılmadan, onaylanacak ses tonunda anlatılabilir ve itiraz da gelmeyebilir. Eğer sesimizi kaydedip, sonra kâğıda aktardığımızda, konuşmalara tanık olmayan biri için çözülmesi zor ve cümleleri birbirinden kopuk bir metin ortaya çıkar. Okuyucu okuduğu metni, gördüğü obje-nesne-yi kendi zihin dünyasında karşılığı olan kavramlarla yorumlar ve küçük zaman dilimlerine göre sonuç verecek şekilde sebep sonuç ilişkisi kurarak çıkarsamada bulunur. Konuyu göstergebilimin -Semiyoloji- alanına girdiği şekilde ifade edersek, kişinin dışındaki dünyayı keşfetme ve yorumlama becerisi, etki alanına girdiği -ses- görüntü vb. objelerin kendisine algılattığı ile sınırlıdır. Daha açık bir ifadeyle gözünü açan insan ilk bakışta avcıdır, bakıp, görmeğe çalıştığı obje-nesne- avdır. Belleğe gönderilen görüntü, ses ve nesnenin karşılığı yoksa çözümlenememişse bakan kişinin av olma işlemi başlamış demektir. Kişi sistemin kapsama alanına girmiş demektir. Bir tür manyetik alan. Beyin özgür denemez ve irade etkileyenin elindedir. Bundan sonra konuştuğumuz konularda ileri sürdüğümüz fikir ve görüşlerin ne kadarı bize özgü, ne kadarı etkisine girdiğimiz anaforun telkin ettiklerinden ibaret olduğunu düşünemeyecek bir hayatın hengâmesine savrulmuşuzdur. Yani günlük hayatımızı sürdürürken karşılaştığımız veya karşılaşacağımız her obje-nesnenin bizde uyandırmasını istediği duyguları tepkileri hesap ederek kurulu ve yürüyen bir sistem var.

Uygarlık, teknoloji, iletişim araçlarının gelişmesi, kullanımının yaygınlaşması bu sistemin toplumda kapalı guruplar oluşmasına engel olmadığı gibi beslediğini söylemek mümkün. Aksi takdirde ülkemizde, etnik veya dini kapalı guruplar bu kadar alan bulamazlardı.

Milyonlarca insan çoğu kez farkında olmadan içinde yaşadıkları çevrede, sistemin sunduklarını olağan sayarak, fayda göreceği inancıyla sunulanlar arasından seçimini yapıyor. Okuma eylemi kutsanmayan işlerden sayıldığı için toplumun çoğunluğu okumanın dışında izlediği, seçtiği, yaptığı işlerden idrak kanallarını devre dışı bırakıyor. İşte biraz da bu yüzden duyargaları açık, gördüğünü, okuduğunu, dinlediğini yüreğinde, zihninde hatmettikten sonra okuyucunun idrakine iltica eden yazarın işi zannedildiği kadar kolay değildir. İçinde büyüdüğü toplumu, sahip olduğu birikimle, içinde yaşayanlardan farklı ve ayrıntılı okuyan, resmeden, başkalarının yerine de düşünen, yolun öte tarafını da görme becerisi ile yaptığı çözümlemeyi paylaşmanın emek ve gayretin ötesinde karşılığı olmalı. Bu karşılık, hayatına dokunduğu - dokunacağı insan sayısı kıyamete kadar devam edeceği için yaptığı mücadeleyi anlamlı ve kutlu kılacaktır. Mücadelenin yiğitçesi zora hayır demektir.

Zora hayır diyenlere selam olsun.


Mehmet Latif ÇİÇEK

15.09.2016



Bahşı: (Farsça:بخشی; Türkmence: bagşy (bağşı), bašxi[1]) Türkmenlerde destan anlatıcısı, Özbeklerde destancı ve falcı, Kazak ve Kırgızlarda ise büyücü ve duahan manalarında kullanılmaktadır. Türkçe Kişi Adları Sözlüğünde; 1. Bilgin, öğretmen. 2. Saz şairi, âşık. 3. Hekim.[2] olarak tanımlanır.

L-Muallâkatu's-Seb'a (Yedi askı ) Arab Edebiyatı tarihinin altın çağı sayılan Câhiliyye devrinde meşhur Arab şâirlerinden yedisinin şiirlerine verilen isimdir.




 

 
  Ekleyen: MEHMET LATİF ÇİÇEK Okunma sayısı: 706
Bu döküman hakkında hiç yorum yazılmamış.
 

 
İstatistikler
Toplam Okunma: 131851
Toplam Üye: 31
Son üyemiz: Erkan
Online kişi: 4
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com