Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 2250
2 İÇLİK 2210
3 EY TALİP 2199
4 GÖZ AĞRISI 2194
5 Satranç Dersleri 3 2167
6 Satranç Dersleri 6 2144
7 SATRANÇ DERSLERİ - 1 2111
8 Satranç Dersleri 4-5 2111
9 AMAROK 2063
10 Satranç Dersleri 8 2015
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 BAYRAM 0
2 Kemal Çiçek 192
3 BUGÜN 14 HAZİRAN 486
4 BAHŞI 793
5 HAVA-SIZLANMA 745
6 ÖLÇÜ-KADER 866
7 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 1108
8 ÇEVRE BENİM 1093
9 ÇEVRE ve ŞEHİR 1289
10 BAYRAMINIZ BAYRAM 1492
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 HAVA-SIZLANMA 749
2 İlhami Çiçek - Münze 585
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 585
2 HAVA-SIZLANMA 749
 
 
Kategori:  Mehmet Latif Çiçek  
  AMAROK
 

           Nihayetinde insan sesten ibarettir. Ömrünü, ölümüne ıssızlığına koşan, Amarok* koşucusu gibi tamamlamak zorunda kalsa da. Alınan her nefes, kişide aklın varlığını, dünyaya ses olarak duyurmak için verilir. Ses hayat belirtisidir. Çocuk doğduktan sonra, ağlayarak çıkardığı ses ile hayata merhaba der. Sesini duyurduğu ölçüde meramını anlatır, isteklerini kabul ettirir. Okul çağı sesini duyurmanın disipline edildiği, kurallı cümlelere dönüştürmenin öğrenildiği dönemdir. Sesini duyurmanın etkisi, muhatabının sesini duyurma isteğine izin verdiği ölçüde artar ve iletişim başlar. Çağımızda okulların işlevi, geçmişte olduğu gibi bilgi edinme ihtiyacından çok, iletişim becerisi eğitimi yapılan yerlere dönüştüğü oranda artmıştır. Çocuk; meramını önce sesli anlatır ve karşısındakini dinleyerek öğrenir. Okuma eylemi ile devam eder. Hitabın etkisi, anlatılmak istenen konunun içeriğinden önce tutturulan ses tonuna ve şiddetine bağlıdır. İşitsel öğrenme stiline sahip bir çocuk için sesini üst perdeden çıkararak, okuduğu metni belleğine kaydetmesi anlaşılır bir şeydir ve öğrenme yöntemidir. Ekranlarda eğitim konusunu dillendirip, tartışırken seyircilerin tamamını işitsel öğrenme stiline sahip saymak ve dikkate alınmasını istemek, vurgulanmak istenen konunun önemini azaltan bir sonuç doğurur.

         Ülkemizde, öğrenim gören nüfusun görsel, işitsel, kinestetik vb. öğrenme stiline sahip oldukları ve yaş guruplarına göre dağılımı konusunda hala kapsamlı bir araştırma yapılamamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda, okullarda görev yapan öğretmenlerle ilgili, elinde politika oluşturacak veriye sahip değildir. Bu yüzden bir okulda öğretmen görsel ağırlıklı öğrenme stiline sahipse, yani objeleri, bilgileri belleğine bir sıra dâhilinde, düzen içerisinde görüntülü kaydediyorsa, öğrencilerine de aynı yöntemi uygular. Öğrenciden de, birlikte çalıştığı kişilerden de aynı yöntemi takip etmelerini bekler. Bu öğrenme stiline sahip kişiler muhayyileleri zengin, renkli ve sınırsız oldukları için, doğru eğitimi alarak sosyal hayata karıştıklarında, özellikle görsel ağırlıklı sinema, grafik mimar vb. alanlarda-mesleklerde- çok başarılı olurlar. Öğrencilerin işitsel öğrenme stiline sahip olmaları durumunda o öğretmenden yararlanmaları zor olduğu gibi o dersten nefret etmeleri bile mümkündür. Başarısız olurlar ve bu durumun vebali eğitimin karar vericileri ve velilerdedir. İşitsel veya kinestetik- eşya ve nesnelere dokunarak algılanmasını sağlayan duyum; hareket duyumu-öğrenme stiline sahip olan öğretmen için de aynı riskler mevcuttur. Kinestetik ağırlıklı bir çocuk eşyaya, nesnelere ve muhataplarına bir konuyu dokunarak anlatır. Sürekli hareket halinde olduğundan kinestetik olmayan herkese göre yaramaz ve sıkıntı çıkaran kişi olarak yaftalanır.  Öğrenme sürecinde, iletişim arzu edilen düzeyde olamadığı için öğretmenin mesleki isteğini de köreltir. Öğrencinin, öğretmen nezdinde başarısız ve zekâsını sorgulamasından ötürü mutsuz, küskün ve kırgınlığına yol açar. Ancak milli eğitim bakanlığının bu konuları sorun olarak görüp, çözüm için nasıl bir politika oluşturduğu kamuoyunun meçhulüdür. Ülkemizin her gün kurtuluşu için reçeteler üreten ve medyada pazarlayan onlarca kurumu-kişisi- varken yukarıda bir kısmına değindiğimiz sorunları kim dikkate alır o da bizim meçhulümüzdür. 

          Son günlerde, kamuoyunda, dershanelerin kapatılma konusu,  üst perdeden ve çığlık atar tonda tartışılmaktadır. Ancak her gün eğitim adına, EKRANLARDAN DUYDUĞUMUZ SESLER SİYASETİN ŞAMATASI TONUNDADIR, ÇÜNKÜ OLAĞAN SES ÇIĞLIK ve FERYAT la aynı makamda değildir. Çünkü kavramlara yüklenen anlamlarda ortak algı oluşturulmamışsa, hak talep edenler, üst perdeden ve yüksek desibelli seslerle iletişim kurmaya çalışırlar. Evet, insan sesten ibarettir ama bu ses bir araba dolusu kuru laftan ibaret değildir. Olmamalıdır… Zira kelamın terazisinde zırva tartılmaz. Tartılırsa doğal olarak sonuç, kırılan, dökülen ve hayıflanmaların biriktirilmesiyle asıl sorun gündemin dışına düşer. Konu kişisel mecraya evrilir ve kör döğüşüne döner. Kanaatimizce tablo budur.

         Yakından baktığımızda, her zaman olduğu gibi EĞİTİM kavramı ÖĞRETİM kavramı ile karıştırılarak algıda yanılsama- illüzyon- yapılmaktadır. Bilindiği gibi Öğretim; İnsan-çocuk-a, bir amaca göre ve belirlenmiş yöntemlerle gereken bilgileri verme işidir. Eğitim ise bir süreçtir. Öğretilen bilgilerin geçen zaman içerisinde, kişinin karşılaşacağı olaylar ve sorunlar karşısında alacağı tutum ve davranışları tayin ederken öğrendiklerini ne kadar içselleştirdiğini tarif eden kavramdır. Öğretim kurumlarda edinilir. Okullar öğretim yapılan yerler olmanın dışında çocuğun aileden sonra, dışındaki dünyaya adım attığı ilk adrestir. Aile dışındaki insanlarla iletişim kurma becerisi ancak okulda öğrenilir. Bir anlamda çocuğun sosyalleşmesini mevzuatın düzenlediği kurumlardır. Çocuk için okul; dostluğun masumiyetini yaşadığı, aşk’ın çekirdeğini filizlendirdiği ve ileride insanlaşmasını sağlayan kavramların içini doğru anlamlarla doldurduğu mekândır. Sevgiyi, paylaşmayı, fedakârlığı öğrendiği gibi yukarıda anlatmaya çalıştığımız, doğuştan sahip olduğu yetenek ve melekeleri eğer öğretmen keşfedememişse, iletişim kopukluğundan dolayı nefret ve kırgınlığını biriktirdiği yerlerdir de aynı zamanda. Ne yazık ki MÜFREDAT, NEFRET VE KIRGINLIĞIN ÖLÇÜMÜNÜ YAPACAK ŞEKİLDE DÜZENLENMEMİŞTİR. Ancak sokağa çıktığında veya yetişkin olarak topluma karıştığında, okulda biriktirdiği nefret ve kırgınlık yıkıcılığa yol açarsa devlet kurumları devreye girmekte ve faturayı toplum ödemektedir. Ve ne yazık ki okullarımız kuru bilgilerin edinildiği ve başarının DERSANELERDE ÖĞRENİLEN TEST TEKNİĞİNE GÖRE, SINAVDA ALINAN PUANLARLA ÖLÇÜLDÜĞÜ YERLER OLMUŞTUR. 

        ŞİMDİ DERSANELERİN OKUL OLMASI MI YOKSA OKULLARIN DERSANE OLMASI MI eğitim ve öğretim sorunumuzu çözer?

     KIRK KATIR MI, KIRK SATIR MI?

05.12.2013                                                               

 *  Amarok; Eski Türklerin ilk dövüş sanatı.

Uzun adının açıklaması,
Alpağut :eski bir Türk savaşcısı, kutsal bir kişi; 
Mengü : sonsuz, ebedi. 
Az rak : ender; 
Oğuz : eski Türklerin bir tanrısı (bu sanatta bilinen oğuz soyu anlamına gelmez); 
Köreş :bugün güreş olarak kullanılan sözcük, eski çağda dövüşme veya çatışma anlamına gelir.

bu spor özgün uzun adı yerine genelde AMOK kısaltmasıyla da tanınır.

 

  

 
  Ekleyen: Mehmet Latif Çiçek Okunma sayısı: 2064
Bu döküman hakkında hiç yorum yazılmamış.
 

 
İstatistikler
Toplam Okunma: 137972
Toplam Üye: 32
Son üyemiz: Karangu
Online kişi: 22
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com