Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 2250
2 İÇLİK 2210
3 EY TALİP 2199
4 GÖZ AĞRISI 2194
5 Satranç Dersleri 3 2168
6 Satranç Dersleri 6 2144
7 SATRANÇ DERSLERİ - 1 2111
8 Satranç Dersleri 4-5 2111
9 AMAROK 2064
10 Satranç Dersleri 8 2015
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 BAYRAM 0
2 Kemal Çiçek 192
3 BUGÜN 14 HAZİRAN 486
4 BAHŞI 794
5 HAVA-SIZLANMA 745
6 ÖLÇÜ-KADER 866
7 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 1109
8 ÇEVRE BENİM 1093
9 ÇEVRE ve ŞEHİR 1289
10 BAYRAMINIZ BAYRAM 1492
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 HAVA-SIZLANMA 749
2 İlhami Çiçek - Münze 586
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 586
2 HAVA-SIZLANMA 749
 
 
Kategori:  Mehmet Latif Çiçek  
  EY TALİP
 


    Sözümüz; sözün darasını düşenlerin sofrasına yakın olmak isteyenleredir. Nasipsizlerden sıdkı sıyrılanların; huzurunda durdukları divanda, dünya ve yeryüzü nimetleri kayıtlardan varestedir. Kaidesinin üzerindeki ağırlığın farkında olmadan, fıtrata uygun kullanmadan, bir ömür taşıyan mutlu çoğunluğa gıpta etme hakkımız da yoktur. Çünkü anbean sürer Şeb-i Arus dudaklarımızda. Bu divanda; mazlumların ahı, yeryüzüne, gazellerden serili zemine bastıkça asumana çıkan feryatlar; Mısır'daki sağır sultanın bile duyabileceği ve işitilebilecek desibeldedir. “Düşünme bütün heybetiyle önümüze düşmek zorunda” diyen ey talip; idrak ile müdrikin varlığına rağmen, gaflet ile gafilin karanlığında bile her şey bir nasip meselesidir. Ancak nasipten öte köylere gitme sorumluluğumuzun, irademizle yaptığımız tercihin yükünü, omuzlarımızdan atma hakkı verilmediği bilinmelidir. 

    On beş milyar yıl yaşı olduğu bilinen evrende, ortalama yetmiş yıl ömrü olanlar ve bir göz kırpması kadar kalan süreyi nasıl doldurduğunu dert edinmeyenlerin Ferahfezayı* sevmeleri beklenemez. Çünkü o derununda ıstırap çeken, büyük ruhların işçiliği ile ortaya çıkan bir şaheserdir. Aşkın derununa dalmayanların içinde devindikleri mevsim bahar olmayacaktır. Sığınağı, mekân kavramını gecekondu olarak tahayyül eden, üleşmeye ayarlı beyinler ve iris tabakası kasları meflûç olanlar gök kubbenin ihtişamını göremezler. Gözünü ihtişama açamayanların minberden gelen seslere ve hitapların künhüne varması beklenemez. Bu meyanda; bedenlerine giydirdikleri unvanlarla çağdaş sultan olanların, milli hasıladan dağıttıkları pay üzerinden iktidarlarını yürüten muktedirlerin, kişiyi her gün, hangi yol ayrımına getirdiği, medya aracılığı ile telkin ederek, güttüğü milyonlar için bir anlamı olsa da mihrapta yeri yoktur. Unvanlar ve ünvanlılar bir zaman hüküm sürseler de hükmettikleri beldelerde, mimari adına yaptıkları gökdelen-gök kasabı-ler de imanın ve inancın kırıntıları barınamamaktadır. Şehirlere yığılan kalabalıkların, istatistiklerde esamisinin olması, medenileşmiş toplum anlamına gelmediği görülmelidir.

   Bostan- Gülistan, Bağ, Bağban, Har, Andelip vb. kavramlar üzerinden ve bin dört yüz yıldır yazılan edebi eserlerle, inancını dillendiren, pekiştiren ve dinini yaşatan ecdadın torunları şehre göç ettiklerinde, yaptıkları gecekondunun, önüne diktikleri kavak ağacına bülbülün konmayacağını bilmezler mi? Geçen zaman içerisinde, imkânlara ulaşıp, bulundukları şehirlerde muktedir olduklarında, gecekonduyu yıkıp, bütün haşeratı barındıran kavak ağacını da kesip, yerine diktikleri apartmana dini çağrıştıran ad vermeleri hangi ötelenmiş duyguların ve ezikliğin sonucudur?  Ekonomik güce eriştiklerinde, cennet rengini, vaazların edildiği mekânlarda bırakanların; arş’a tanıklık eden mabetleri ile şiirlere konu olmuş, Göksu-Sadabad’ı ile anılan şehri, gök kasabı binalarla donatmaları çelişkisini nasıl izah ederiz ey talip? İslam-Din- şemsiyesi altında Müslümanca huzur bulduklarını söyleyen aydınlarımızın, gündemi henüz mağdurluk edebiyatının ötesine geçemediği için, şehirlerimizde imarcılık adı altında yapılan hoyratlıklara, nazar etme gereği duyulmamaktadır. Ne yazık ki bir düşünceye, siyasi görüşe yakın olma duygusu, o düşüncenin temsilcilerinin devletlû olduklarında şehircilik ve mimari adına işledikleri kusurları örtmeleri yabancısı olmadığımız bir haldir.

   Dücane Cündioğlu’nun gönül gözü ile gördüklerini dillendirdiği üçlemesinin ilk kitabı, MİMARLIK ve FELSEFE; iki yüz yıldır yaşanan modernleşme- şehirleşme- serüvenimizin batıcı, laik, modern, milliyetçi veya muhafazakâr anlayışı temsil edenlerin elinde, özelden, genele doğru, şehirlerimizin yağ lekesi gibi yavaş, fakat kalıcı talan edilişini hüzünle anlatıyor. Cumhuriyetle gelen mimari anlayışın kuramcıları, karar verici ve uygulayıcılarının miras aldıkları güzellik kavramını, içeriğinden nasıl soyutladıklarını ve bu tutumların nasıl estetikten yoksunluğa ve her alanda güzelliği talana yol açtığını, kendine has üslubuyla anlatıyor. Durumun bugün de pek değiştiği söylenemez. Bu talandan pay alanların, Osmanlıdan kalan, sevda ehli ustaların eserlerinin saçağında bile gölgelenme haklarının olamayacağı çok kişinin umurunda değildir.

    İnsan sosyal bir varlıktır. Toplumda sosyal hayat kavramlar üzerinden yaşanır. Kavramlara kan taşıyan, canlı tutan damar çeperleri daralmışsa, vebal kolektif suç olarak, yalıçapkını gibi haneleri sarmışsa, hangi mahkemede sorgulanabilir ki? Han’ın, hancının, yolcunun, sorgucunun sarhoş olduğu bir dünyada, umut naif bir sözcük olarak bile dolaşımdan kalkmıştır. Hiçbir şeyin “sürekliliği ve kalıcılığı yoktur”  olamaz da, çünkü VEFA, muallâktadır. Bir kavram olarak, payandasız olduğu için, vehmi ile yaşayanların ve iki cihanda tutunacak dalı olmayanların yüreğinde sahipsiz kalmıştır.

    ÇEŞMELERİNDEN MÜLKİYET AKAN, DUYGULARINI KEFENLE SARIP SARMALAMAYANLARIN VE AŞKI OLMAYANLARIN GÜZELLİKTEN HANGİ NASİBİ OLABİLİR Kİ EY TALİP?

28.12.2012

*Dücane Cündüoğlu, Mimarlık ve Felsefe, Kapı Yayınları.2012

 

 
  Ekleyen: Mehmet Latif Çiçek Okunma sayısı: 2200
Bu döküman hakkında hiç yorum yazılmamış.
 

 
İstatistikler
Toplam Okunma: 137979
Toplam Üye: 32
Son üyemiz: Karangu
Online kişi: 29
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com