Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 2389
2 İÇLİK 2359
3 EY TALİP 2345
4 GÖZ AĞRISI 2325
5 Satranç Dersleri 3 2299
6 SATRANÇ DERSLERİ - 1 2286
7 Satranç Dersleri 6 2279
8 Satranç Dersleri 4-5 2239
9 AMAROK 2212
10 Satranç Dersleri 8 2164
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 Kemal Çiçek 335
2 BUGÜN 14 HAZİRAN 620
3 BAHŞI 1023
4 HAVA-SIZLANMA 871
5 ÖLÇÜ-KADER 977
6 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 1220
7 ÇEVRE BENİM 1197
8 ÇEVRE ve ŞEHİR 1407
9 BAYRAMINIZ BAYRAM 1612
10 HÛTAME 2389
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 HAVA-SIZLANMA 875
2 İlhami Çiçek - Münze 730
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 730
2 HAVA-SIZLANMA 875
 
DUYURU

SEVGİLİ DOSTLAR,

AĞABEYİM, MERHUM ŞAİR İLHAMİ ÇİÇEK'İN KALEMİNDEN ÇIKAN ŞİİR VE YAZILAR; KETEBE YAYINLARI'NDAN BU HÜZNÜN MESNEVİSİ ADIYLA 01 MAYIS 2018'DE YAYIMLANDI VE KİTABEVLERİNE DAĞITIMI YAPILDI.

DOSTLARA VE OKUYUCULARA DUYURULUR.

YİNE AYNI YAYINEVİ TARAFINDAN BASILACAK; İKİNCİ KİTAP ŞAİRİN HAYATI, ÜÇÜNCÜ KİTAP ERZURUM’DA AHİLİK VE YAŞAYAN AHİ GELENEKLERİ ADLI MEZUNİYET TEZİ VE DÖRDÜNCÜ KİTAP; ŞAİRİN ŞİİRİ, EDEBİ KİŞİLİĞİ SANATI HAKKINDA YAZILANLARDAN OLUŞAN DERLEME İLE OKUYUCULARLA BULUŞACAK.

Mehmet Latif Çiçek

MERHABA

Merhaba Sevgili Okuyucular,

İnsan; hayatı anlamlandıran kavramların toplamıdır. Aşk, sevgi, emek, değer, paylaşmak, cennet-cehennem vb.. Öleceğini bilen tek canlı insanın ömrünü hayat yapan şey, içini doldurduğu kavramlardır. Gözümüzü açtığımız dünyayı algılamak, öğrendiklerimiz ve tanık olduklarımızı anlamlandırarak bizden sonraki kuşaklara aktarmak bizi insan yapan özelliklerimizdir. Hayatın merkezine insanı koyan bir anlayış sınırlarımızı belirliyor.

İletişim araçlarının yaygınlaşması ve kullanım kolaylığı, hayatın karşımıza çıkardığı zorluklara karşı gösterdiğimiz tepkilerin kamuoyunda internet aracılığı ile paylaşılma fırsatı veriyor. Bu site duyargaları açık, insanla ilgili, insani olan değerlerin paylaşılarak çoğaltılması için kuruldu. Kanaatleriniz, görüşleriniz bizim için önemli, çünkü emeğin yeryüzünde kutsanması adına gösterilen gayretleri dillendirilen site olmak varlık nedenlerimizden biridir.

Eğitim, tarih, edebiyat, şiir, roman, hikâye, mizah, senaryo ve güzel sanatların her türü takipçilerimizin katkısıyla herkesin kullanımına sunulacaktır. Zaman içerisinde sanatın bütün dallarında doyurucu yayın yapmak ve hayatı yaşanılır kılma mücadelesine karınca kararınca katkı sunmak bizi mutlu edecektir.

Ağabeyim şair İlhami Çiçek’in adına 1990 yılında bastırdığımız göğekin kitabını siteye üye olanların indirme fırsatı olmasının yanında, bugüne kadar şair hakkında bilinmeyenlerin, aile olarak, edebiyat tarihine girmesi ve gelecek kuşaklara doğru anlatılması için, hakkında yayımlanan her türlü yazı, metin, şiir vb.. yayımları da bulabileceğiniz bir dosya hazırlıyoruz. Zaman zaman merhum şair hakkında yayıma hazırlamaya çalıştığımız kitabın içeriğinden parçalar da paylaşıma sunulacaktır. Şair hakkında elinde belge, bilgi, resim ve her türlü metin bulunan site takipçileri bunları gönderirlerse katkılarını kamuoyuna duyurmaktan memnun olacağız.

Cumhuriyet dönemi eğitim tarihinde önemli bir kurum olan Köy Enstitülerinin, 1950 mezunu olan, eğitimci, babam öğretmen merhum Kemal Çiçek'in hayat hikayesini ileride yayımlayacağız. Aynı zamanda Doğu Anadolu insanının makus talihini sabırla ve ilmek ilmek örerek yenmek için nasıl mücadele verdiğini okuyacağız.

Yarım yüz yıl önce vefat eden, Erzurumlu şair Ali Özden’in Doğu Anadolu'nun ücra beldelerinde Sağlık Memuru olarak çalışırken, tanık olduğu olaylar ve insanların dramlarını, türk edebiyatının en müstesna dalı olan hiciv türünde yazdığı şiirlerle anlattığı kitabını bölgede alan araştırması yapan tarihçilere de kaynak olacağı inancıyla yayımlıyoruz.

Zaman içerisinde kamuoyu gündemindeki konularla ilgili anketler düzenlemek, sonuçlarını paylaşmak sizlerin katkısı ile gerçekleşecektir.

Sağlık ve esenlik diliyoruz.

Mehmet Latif Çiçek

SON EKLENEN YAZI
Kemal Çiçek
Kemal Çiçek 


KEMAL ÇİÇEK 1930-2010

Erzurum, OLTU İlçesi, Ayyıldız Köyünde, 1930 yılında doğdu. Altı kardeşli bir ailenin oğludur. PULUR KÖY ENSTİTÜSÜ- Öğretmen Okulunu -1949-50 yılında Ayyıldızlı Pekiyi derece ile bitirdi. Sırasıyla;  Arıstı köyünde göreve başladı, bir yıldan sonra kendi köyü Ayyıldız’a atandı ve sekiz yıl çalıştı. 1959 yılında Ankara’ya yedek subay kursuna katıldı. İzmir’de yedek subay-Bahriyeli-lık yaptı. Askerlikten sonra Erzurum, Horasan ilçesi, Hacı Halil köyüne atandı. İki yıl görev yaptıktan sonra Oltu-Damarlıtaş-Konpur- köyüne atandı. Altı yıl çalıştığı Damarlıtaş köyünden o tarihlerde hükümetin aldığı, Cezaevlerinde mahkûmların eğitilmesi için öğretmen görevlendirilmesi kararı ile Oltu merkez, Ceza ve Tevkif Evine öğretmen olarak atandı. Üç yıl sonra Erzurum, Gazi İlkokuluna atandı. Son olarak,  Yetiştirme Yurdunda çalıştı. 28 Haziran 2010 tarihinde Alanya’da bir trafik kazasında rahmeti rahmana kavuştu.

Şair İlhami ÇiÇEK'in babası Kemal Çiçek altı çocuk yetiştirdi.

Bu eğitim neferinin hayatı hakkında kapsamlı bir metin çalışmasını tamamladığımızda yayımlayacağız.


...
DEVAMI
GÜNÜN YAZISI:

  İÇLİK

          Yeryüzünün ilk cinayetini işleyen Kabil ile başlar insanın yalnızlığı. İnsanlık tarihi, Habillerin masumiyeti ile Kabillerin muktedirliği arasındaki dilemmanın tarihidir. Kabil bu dramdan kurtulmak için akıl ederek tövbe etmeyi değil, hayatını yalnız bir muktedir olarak sürdürmeyi seçmiştir. Çünkü güç; insan doğasında var olan, malik olmak ve hükmetme duygusunun tecessüm etmiş hâlidir. İçinde iyiliği de, kötülüğü de ve hasetliği de barındırır ama paylaşılmaz. Benlik duygusunun başatlığıdır. Bu o kadar böyledir ki Yavuz Sultan Selim Han gibi bir hükümdar “bu âlem-i dünya iki cihangire az, bir padişaha kifayet edecek kadar vasî (geniş) değil” diyerek, insandaki hükümranlık isteğinin yeryüzüne sığmazlığını ve paylaşılmazlığını özetlemiştir. Bu anlayış hak kavramını dışarıda bıraktığında, muktedir olmak için mülkiyeti elde etmenin nihai hedef olduğu ve dünyadaki her varlığın, bu hedefe hizmet için var olduğu fikrini insanlığa inandırmaya çalışmıştır. Tarih bu anlayışın yeryüzünü nasıl yağmaladığının tanığıdır.

          Din; insanın muktedir olduğunda ihtirasının zulme yol açmamasını, ancak adalet kavramını hayatın merkezine koymasıyla mümkün olabileceği şartını koşmuştur. Muktedir olmak için her yolu mubah görüp, adil olmayan usullerle gücü ele geçirenlerin, kendilerini ilah sayıp,  haddi aşarak, yeryüzünü nasıl cehenneme çevirdiklerini,  bırakın tarihi bugün bile TV’lerden her gün seyretmekteyiz. Bu yüzden hükmettikleri milyonlara rağmen dünyanın bütün muktedirleri yalnızdır. Bu anlamda Habil; akıl etmenin, şükretmenin ve tövbe etmenin temsilcisi ise, Kabil; reddedilmenin ruhunda açtığı ezikliği, muktedir olarak kapatacağı inancıyla kardeşini bile yok edecek bencilliğin atasıdır. Mülkiyet duygusu insanda merhamet ve adalet kavramını körelttiği ölçüde kıskançlığı da besler. Tarih boyunca insanın trajedisi de burada saklıdır. İnsan, ömrünü ölümlü dünyada, kaybedeceği kesin olan iktidarı elde etmek ve elde ettiğini korumak için muhafazakâr olma açmazına düşerek doldurur. Muhafazakârlık; sahip olunan dini, siyasi, mesleki veya ırka bağlı bir konum değil, aksine insanın malik ve muktedir olma durumuna bağlı bir hâldir. Hükümranlıklarını korumak zorunda oldukları için bütün muktedirler muhafazakârdır. Zihin dünyasında katmanlaşmış eziklik duygusunu dış görünüşlerindeki azametin arkasında içlik gibi saklarlar. Çünkü mahremiyet aleniyete dökülürse güç sahibi kendisini çıplak ve savunmasız hisseder.

          Dinî ve felsefi söylemler, dünyanın yaşanılır bir yer olması için insana iradesi ile ömrünün her anında hak, adalet, emek, paylaşmak vb. kavramları seçmesini ve hayatını bunlara göre düzenlemesini yükümlü tutmaktadır. Bu yükümlülüğün birinci adımı tevazudur ve övülmüştür. Tevazu; bir canın yaşadığı ıstırabın, uğradığı zulmün, çektiği cefanın ve gösterdiği sabrın bir sadaka olarak yüze tebessüm şeklinde yansımasıdır. Mütevazı kişi nefsini surla kuşattığı kalede koruyan ve benlik duygusunu âleme faş etmeyendir. Çünkü insan, kendisine kendisini sürekli hatırlatmazsa insanlığından utandıran ve uzaklaştıran çeldiriciler-in tuzağına düşer. Kendine hayatı zindan ettiği gibi yeryüzünü de cehenneme çevirir. Bir göz kırpması kadar süren ömrü “keşke” li kurulan cümlelerle tamamlar. Mülk edinmek uğruna, hayat yolunu, bıçak sırtında, yara bere içerisinde sürdürür. İnsanın nihai maksadı olan ebedi huzura ulaşmak ve malik olmak adına, tahripkar olarak ömrünü tamamlaması ne yaman bir çelişkidir. Ne çare ki hayat çelişkilerimizle yüzleşme fırsatını her zaman vermez.

           Mülkiyetin muhafazakârlıkla kutsandığı ve elde etmenin ancak devlet gücüne dâhil olmakla mümkün olduğu bu coğrafyada Osmanlıdan bu yana koşullar ve kurallar değişmemiştir. Osmanlı Devleti’nde bireyin büyük mülk sahibi olması, devlete yakınlığı aracılığı ile kurduğu ilişkilere göre olabiliyorken, Cumhuriyet Dönemi’nde de bu anlayış miras olarak devralınmıştır. Cumhuriyet ve demokrasinin özgürlük alanındaki hukuki kazanımlarına rağmen insanımız, günümüzde kolektif hâle gelen öksüzlük ve ezilmişlik duygusunu kapalı guruplar üzerinden, yerel iktidarlara dönüştürmüş örgütlere sığınarak ötelemektedir. Osmanlıda en büyük kapalı gurup olan devlete kul olan insan cumhuriyetle birlikte, devlete, siyasi partilere veya dini örgütlere bir anlamda kul olmuştur. Dışarıdan özgürleşmiş gibi görünse de kulluk alanı genişlemiştir. Bu konuda, cumhuriyetin kuruluşunda, yeni rejime nüfuz eden mütegallibeyi-zorba- anlatan romanlar, piyesler, öyküler edebiyatımızın klasikleri arasındadır ve okuyanların malumudur. Günümüzde, şehirleşen modern kapalı gurupların içerisinde, kendisine iradesi ile alan açmaya çalışan insanların öykülerini anlatan eserler de yazılmaya başlanmıştır. Muhafazakarlığı, dinî değerler üzerinden pazarlayarak taban oluşturan kapalı guruptaki ezik kahramanın, bir cemaat içerisinde, samimi duygularıyla nasıl mücadele ettiğini, ama hayal kırıklığına uğradığını, bu kapalı gurup yöneticilerinin insanımızın saf, samimi niyet ve duygularını kutsal kavramların arkasına saklanarak, nasıl istismar ettiklerini ve mülk sahibi olarak kendilerini nasıl iktidara taşıdıklarını romancı-yazar Mustafa Everdi  “DAVA KIRAN” adlı romanında(¹) çok güzel anlatır.

           Bu topraklarda düzen; mensuplarına çeşitli düzeyde ayrıcalıklar tanıyarak büyüyen ve bu ayrıcalığı diğer kapalı guruba karşı - maddi veya manevi-üstünlük olarak pazarlayan kapalı gurupların zorunlu koalisyonu gibi varlığını sürdürmektedir. Sahip olduğu cevheri ve iradeyi yok sayarak, dünyadaki istikbalini mensubu olduğu kapalı gurubun iradesine bağlayanlarla, hem bu dünyalığını, hem de öte dünyasındaki beklentilerini, mensubu olduğu cemaatin veya örgütün iradesine bağlayanların farklı dünya görüşüne sahip olduklarını iddia ettikleri bir ülkedir Türkiye. Bireyin, içinde yer aldığı gurubun iradesine karşı geliştirdiği her tutum ve tavır- bu siyasi parti veya cemaat de olabilir- dışlanması için yeterli neden olmaktadır. Demokratik kültür dediğimiz olgu, ülkemizde hâlâ dünyevi sorunlarla metafizik kaygıları, özgür iradesi ile irdeleyen bireylerin seçimini meşru sayan düzeye gelmeden, kapalı gurupların insan iradesine koyduğu ipotek de kalkmayacaktır.

             Unutulmamalıdır ki; adına yemin edilen zamanın harcıyla örülen ve Levh -i Mahfuz’da kayıtlı hayat bir hikayedir. İsrafil surunu hikâye sahiplerinin huzura durması için üfleyecektir.

23.08.2013

 

(¹) Mustafa Everdi, DAVAKIRAN, Beyan Yayınları, İstanbul, 2012

Haberler
MERHABA  
  [1]  
Aktif Forum Konuları
Başlık (!) Konuyu Açan Okunma
  İlhami Çiçek'in Diğer Yarısı Korkut 1318
  GÜLÜŞÜNÜZ SABIKALIDIR yolcu 1228
İstatistikler
Toplam Okunma: 154031
Toplam Üye: 33
Son üyemiz: Mehmetk
Online kişi: 16
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com