Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 2146
2 İÇLİK 2115
3 EY TALİP 2108
4 GÖZ AĞRISI 2105
5 Satranç Dersleri 3 2054
6 Satranç Dersleri 6 2028
7 SATRANÇ DERSLERİ - 1 2017
8 Satranç Dersleri 4-5 2004
9 AMAROK 1962
10 Satranç Dersleri 8 1896
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 Kemal Çiçek 70
2 BUGÜN 14 HAZİRAN 409
3 BAHŞI 678
4 HAVA-SIZLANMA 659
5 ÖLÇÜ-KADER 780
6 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 1032
7 ÇEVRE BENİM 1023
8 ÇEVRE ve ŞEHİR 1216
9 BAYRAMINIZ BAYRAM 1421
10 HÛTAME 2146
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 HAVA-SIZLANMA 650
2 İlhami Çiçek - Münze 474
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 474
2 HAVA-SIZLANMA 650
 
DUYURU

SEVGİLİ DOSTLAR,

AĞABEYİM, MERHUM ŞAİR İLHAMİ ÇİÇEK'İN KALEMİNDEN ÇIKAN ŞİİR VE YAZILAR; KETEBE YAYINLARI'NDAN BU HÜZNÜN MESNEVİSİ ADIYLA 01 MAYIS 2018'DE YAYIMLANDI VE KİTABEVLERİNE DAĞITIMI YAPILDI.

DOSTLARA VE OKUYUCULARA DUYURULUR.

YİNE AYNI YAYINEVİ TARAFINDAN BASILACAK; İKİNCİ KİTAP ŞAİRİN HAYATI, ÜÇÜNCÜ KİTAP ERZURUM’DA AHİLİK VE YAŞAYAN AHİ GELENEKLERİ ADLI MEZUNİYET TEZİ VE DÖRDÜNCÜ KİTAP; ŞAİRİN ŞİİRİ, EDEBİ KİŞİLİĞİ SANATI HAKKINDA YAZILANLARDAN OLUŞAN DERLEME İLE OKUYUCULARLA BULUŞACAK.

Mehmet Latif Çiçek

MERHABA

Merhaba Sevgili Okuyucular,

İnsan; hayatı anlamlandıran kavramların toplamıdır. Aşk, sevgi, emek, değer, paylaşmak, cennet-cehennem vb.. Öleceğini bilen tek canlı insanın ömrünü hayat yapan şey, içini doldurduğu kavramlardır. Gözümüzü açtığımız dünyayı algılamak, öğrendiklerimiz ve tanık olduklarımızı anlamlandırarak bizden sonraki kuşaklara aktarmak bizi insan yapan özelliklerimizdir. Hayatın merkezine insanı koyan bir anlayış sınırlarımızı belirliyor.

İletişim araçlarının yaygınlaşması ve kullanım kolaylığı, hayatın karşımıza çıkardığı zorluklara karşı gösterdiğimiz tepkilerin kamuoyunda internet aracılığı ile paylaşılma fırsatı veriyor. Bu site duyargaları açık, insanla ilgili, insani olan değerlerin paylaşılarak çoğaltılması için kuruldu. Kanaatleriniz, görüşleriniz bizim için önemli, çünkü emeğin yeryüzünde kutsanması adına gösterilen gayretleri dillendirilen site olmak varlık nedenlerimizden biridir.

Eğitim, tarih, edebiyat, şiir, roman, hikâye, mizah, senaryo ve güzel sanatların her türü takipçilerimizin katkısıyla herkesin kullanımına sunulacaktır. Zaman içerisinde sanatın bütün dallarında doyurucu yayın yapmak ve hayatı yaşanılır kılma mücadelesine karınca kararınca katkı sunmak bizi mutlu edecektir.

Ağabeyim şair İlhami Çiçek’in adına 1990 yılında bastırdığımız göğekin kitabını siteye üye olanların indirme fırsatı olmasının yanında, bugüne kadar şair hakkında bilinmeyenlerin, aile olarak, edebiyat tarihine girmesi ve gelecek kuşaklara doğru anlatılması için, hakkında yayımlanan her türlü yazı, metin, şiir vb.. yayımları da bulabileceğiniz bir dosya hazırlıyoruz. Zaman zaman merhum şair hakkında yayıma hazırlamaya çalıştığımız kitabın içeriğinden parçalar da paylaşıma sunulacaktır. Şair hakkında elinde belge, bilgi, resim ve her türlü metin bulunan site takipçileri bunları gönderirlerse katkılarını kamuoyuna duyurmaktan memnun olacağız.

Cumhuriyet dönemi eğitim tarihinde önemli bir kurum olan Köy Enstitülerinin, 1950 mezunu olan, eğitimci, babam öğretmen merhum Kemal Çiçek'in hayat hikayesini ileride yayımlayacağız. Aynı zamanda Doğu Anadolu insanının makus talihini sabırla ve ilmek ilmek örerek yenmek için nasıl mücadele verdiğini okuyacağız.

Yarım yüz yıl önce vefat eden, Erzurumlu şair Ali Özden’in Doğu Anadolu'nun ücra beldelerinde Sağlık Memuru olarak çalışırken, tanık olduğu olaylar ve insanların dramlarını, türk edebiyatının en müstesna dalı olan hiciv türünde yazdığı şiirlerle anlattığı kitabını bölgede alan araştırması yapan tarihçilere de kaynak olacağı inancıyla yayımlıyoruz.

Zaman içerisinde kamuoyu gündemindeki konularla ilgili anketler düzenlemek, sonuçlarını paylaşmak sizlerin katkısı ile gerçekleşecektir.

Sağlık ve esenlik diliyoruz.

Mehmet Latif Çiçek

SON EKLENEN YAZI
Kemal Çiçek
Kemal Çiçek hakkında bir yazı ...
DEVAMI
GÜNÜN YAZISI:

  EY TALİP


    Sözümüz; sözün darasını düşenlerin sofrasına yakın olmak isteyenleredir. Nasipsizlerden sıdkı sıyrılanların; huzurunda durdukları divanda, dünya ve yeryüzü nimetleri kayıtlardan varestedir. Kaidesinin üzerindeki ağırlığın farkında olmadan, fıtrata uygun kullanmadan, bir ömür taşıyan mutlu çoğunluğa gıpta etme hakkımız da yoktur. Çünkü anbean sürer Şeb-i Arus dudaklarımızda. Bu divanda; mazlumların ahı, yeryüzüne, gazellerden serili zemine bastıkça asumana çıkan feryatlar; Mısır'daki sağır sultanın bile duyabileceği ve işitilebilecek desibeldedir. “Düşünme bütün heybetiyle önümüze düşmek zorunda” diyen ey talip; idrak ile müdrikin varlığına rağmen, gaflet ile gafilin karanlığında bile her şey bir nasip meselesidir. Ancak nasipten öte köylere gitme sorumluluğumuzun, irademizle yaptığımız tercihin yükünü, omuzlarımızdan atma hakkı verilmediği bilinmelidir. 

    On beş milyar yıl yaşı olduğu bilinen evrende, ortalama yetmiş yıl ömrü olanlar ve bir göz kırpması kadar kalan süreyi nasıl doldurduğunu dert edinmeyenlerin Ferahfezayı* sevmeleri beklenemez. Çünkü o derununda ıstırap çeken, büyük ruhların işçiliği ile ortaya çıkan bir şaheserdir. Aşkın derununa dalmayanların içinde devindikleri mevsim bahar olmayacaktır. Sığınağı, mekân kavramını gecekondu olarak tahayyül eden, üleşmeye ayarlı beyinler ve iris tabakası kasları meflûç olanlar gök kubbenin ihtişamını göremezler. Gözünü ihtişama açamayanların minberden gelen seslere ve hitapların künhüne varması beklenemez. Bu meyanda; bedenlerine giydirdikleri unvanlarla çağdaş sultan olanların, milli hasıladan dağıttıkları pay üzerinden iktidarlarını yürüten muktedirlerin, kişiyi her gün, hangi yol ayrımına getirdiği, medya aracılığı ile telkin ederek, güttüğü milyonlar için bir anlamı olsa da mihrapta yeri yoktur. Unvanlar ve ünvanlılar bir zaman hüküm sürseler de hükmettikleri beldelerde, mimari adına yaptıkları gökdelen-gök kasabı-ler de imanın ve inancın kırıntıları barınamamaktadır. Şehirlere yığılan kalabalıkların, istatistiklerde esamisinin olması, medenileşmiş toplum anlamına gelmediği görülmelidir.

   Bostan- Gülistan, Bağ, Bağban, Har, Andelip vb. kavramlar üzerinden ve bin dört yüz yıldır yazılan edebi eserlerle, inancını dillendiren, pekiştiren ve dinini yaşatan ecdadın torunları şehre göç ettiklerinde, yaptıkları gecekondunun, önüne diktikleri kavak ağacına bülbülün konmayacağını bilmezler mi? Geçen zaman içerisinde, imkânlara ulaşıp, bulundukları şehirlerde muktedir olduklarında, gecekonduyu yıkıp, bütün haşeratı barındıran kavak ağacını da kesip, yerine diktikleri apartmana dini çağrıştıran ad vermeleri hangi ötelenmiş duyguların ve ezikliğin sonucudur?  Ekonomik güce eriştiklerinde, cennet rengini, vaazların edildiği mekânlarda bırakanların; arş’a tanıklık eden mabetleri ile şiirlere konu olmuş, Göksu-Sadabad’ı ile anılan şehri, gök kasabı binalarla donatmaları çelişkisini nasıl izah ederiz ey talip? İslam-Din- şemsiyesi altında Müslümanca huzur bulduklarını söyleyen aydınlarımızın, gündemi henüz mağdurluk edebiyatının ötesine geçemediği için, şehirlerimizde imarcılık adı altında yapılan hoyratlıklara, nazar etme gereği duyulmamaktadır. Ne yazık ki bir düşünceye, siyasi görüşe yakın olma duygusu, o düşüncenin temsilcilerinin devletlû olduklarında şehircilik ve mimari adına işledikleri kusurları örtmeleri yabancısı olmadığımız bir haldir.

   Dücane Cündioğlu’nun gönül gözü ile gördüklerini dillendirdiği üçlemesinin ilk kitabı, MİMARLIK ve FELSEFE; iki yüz yıldır yaşanan modernleşme- şehirleşme- serüvenimizin batıcı, laik, modern, milliyetçi veya muhafazakâr anlayışı temsil edenlerin elinde, özelden, genele doğru, şehirlerimizin yağ lekesi gibi yavaş, fakat kalıcı talan edilişini hüzünle anlatıyor. Cumhuriyetle gelen mimari anlayışın kuramcıları, karar verici ve uygulayıcılarının miras aldıkları güzellik kavramını, içeriğinden nasıl soyutladıklarını ve bu tutumların nasıl estetikten yoksunluğa ve her alanda güzelliği talana yol açtığını, kendine has üslubuyla anlatıyor. Durumun bugün de pek değiştiği söylenemez. Bu talandan pay alanların, Osmanlıdan kalan, sevda ehli ustaların eserlerinin saçağında bile gölgelenme haklarının olamayacağı çok kişinin umurunda değildir.

    İnsan sosyal bir varlıktır. Toplumda sosyal hayat kavramlar üzerinden yaşanır. Kavramlara kan taşıyan, canlı tutan damar çeperleri daralmışsa, vebal kolektif suç olarak, yalıçapkını gibi haneleri sarmışsa, hangi mahkemede sorgulanabilir ki? Han’ın, hancının, yolcunun, sorgucunun sarhoş olduğu bir dünyada, umut naif bir sözcük olarak bile dolaşımdan kalkmıştır. Hiçbir şeyin “sürekliliği ve kalıcılığı yoktur”  olamaz da, çünkü VEFA, muallâktadır. Bir kavram olarak, payandasız olduğu için, vehmi ile yaşayanların ve iki cihanda tutunacak dalı olmayanların yüreğinde sahipsiz kalmıştır.

    ÇEŞMELERİNDEN MÜLKİYET AKAN, DUYGULARINI KEFENLE SARIP SARMALAMAYANLARIN VE AŞKI OLMAYANLARIN GÜZELLİKTEN HANGİ NASİBİ OLABİLİR Kİ EY TALİP?

28.12.2012

*Dücane Cündüoğlu, Mimarlık ve Felsefe, Kapı Yayınları.2012

 

Haberler
MERHABA  
  [1]  
Aktif Forum Konuları
Başlık (!) Konuyu Açan Okunma
  İlhami Çiçek'in Diğer Yarısı Korkut 1078
  GÜLÜŞÜNÜZ SABIKALIDIR yolcu 1054
İstatistikler
Toplam Okunma: 129488
Toplam Üye: 30
Son üyemiz: hceylan3458
Online kişi: 1
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com